Uluslararası Endekslerde Türkiye İstatistikleri

Uluslararası Endekslerde Türkiye İstatistikleri

Uluslararası alanda basın özgürlüğü, uygarlık seviyesi, rejimin tanımı, ekonomi, girişimcilik, eğitim gibi alanlarda tüm ülkeleri değerlendiren ve sıralamaya koyan kurum ve kuruluşlar var ve bunlar kendi ülkesine dışarıdan bir gözle bakmak isteyenlere ilginç perspektifler verebiliyorlar.

Uzun bir süredir, bu endekslerin Türkiye bölümlerini tek bir yazıda toplamak istiyorum, daha büyük resmi görmek amacıyla.

Umarım benim olduğu kadar sizin de ilginizi çeker. Linkleri yazının içinde veya sonunda bulabilirsiniz. Continue reading “Uluslararası Endekslerde Türkiye İstatistikleri”

Koyverme, Oyver…

Koyverme, Oyver…

Bu haftaki yazımın konusu, Bursa’da ve Türkiye’nin giderek kalabalıklaşan diğer kentlerinde oluşan trafik sorunlarının, öğrenen yapay zeka ve bilişim teknolojileri ile nasıl iyileştirilebileceği idi.

Cumartesi saat 10:00’a kadar. Sonra Ankara’da iki bomba patladı.

Emek, Barış ve Demokrasi mitingine, TMMOB Makina Mühendisleri Odası üyesi olarak ben de davetliydim. Istanbul’daki kişisel bir işim nedeniyle gidemedim. Giden arkadaşlarım, patlamalardan sadece 150 metre uzaktaydı. Telaşla aradığımda, acı içinde, kortejlerinin içine düşen insan parçalarını, gördükleri manzaraları anlattılar.

Terör kelimesinin, bir terim değil de duygu olarak Türkçe’ye tam tercümesi, “dehşet”tir. Dehşet yaratmak için yapılan eylemler Türkiye’yi aylardır yasa boğdu, boğuyor. Ama bu sonuncusu, Türkiye’nin yüreğinden on yıllar boyunca silinmeyecek bir yara açmıştır. Kayıp canları kalbimize gömmeyi bir kenara bırakın, kalbimizi yerinden çıkarıp toprağa gömsek acımız hafiflemez.

Kırmızı Cumartesi

Gabriel Garcia Marquez’in “Kırmızı Pazartesi” adlı kitabında, herkesin işleneceğini bilmesine rağmen kimsenin engellemediği bir cinayetin öyküsü anlatılır.

Kortejin geçeceği o yolu bilirim. TMMOB mitinglerinde defalarca yürüdüm. Garın önünde toplanır, Sıhhiye meydanına yürürsünüz. Kortejler Sıhhiye meydanına girerken turnikelerden geçersiniz, üzeriniz aranır. Toplanma noktasında aranmazsınız, ancak toplanma noktasından itibaren polisin ve güvenlik güçlerinin varlığını hissedersiniz. Ekibin arasında, etrafında sivil emniyet görevlileri bulunur. Daha doğrusu bulunurdu.

Ankara Katliamı, birazcık aklını işleten her vatandaşın berraklıkla görebileceği gibi, Reyhanlı, Diyarbakır ve Suruç’un devamı gibi görünmektedir. Merak edenler buradan, buradan ve buradan öğrenebilir.

Bunları okuyunca “güvenlik zafiyeti var mı?” sorusu anlamını yitiriyor.

Bir Orman Gibi…

Ya kardeşçe birarada yaşamayı öğreneceğiz ya da aptallar gibi yok olacağız.
Martin Luther King

Başka ülkeler terör saldırıları karşısında kenetlenirken, sosyal medyada hala ve inatla bölücü, partizan ve akılsızca yorumlar görmek insanın bu ülkeye dair umutlarını azaltıyor. Konda’nın olaydan önce yapılan araştırmasına göre, halkın 80%’i son birkaç ayda yaşananları bir siyasi kriz olarak yorumlamaktadır. Bunun anlamı, bu sorunun temelinde siyasetin yattığı ve çözecek olanın da siyaset kurumu olmasıdır.

Bu saldırılar, 7 Haziran’dan sonra başlayan terör eylemlerinin tek hedefi var : Türkiye Cumhuriyeti. Yani demokrasisi, iç barışı, vatandaşları. Düşünün, yüzlerce insan ölüyor ama meclis toplanamıyor bile. Adeta bizleri demokratik sistemimize ve meclisimize sorunların çözümü konusunda güvenemeyeceğimizi, dolayısıyla daha üstün ve acil tedbirlerin alınması ve yetkilerin yeniden dağıtılması gerektiğini iknaya çalışan bir üst akıl söz konusu. O çok sözü edilen fiili durum işte budur…

Bir düşünelim; seçimlerin gereksizliğine ve kifayetsizliğine inanırsak seçimlerin bir anlamı kalır mı? Anlamsız bir seçimde oy kullanılır mı?

Seçimler…

Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşları olarak bizim bunlara yapacak çok fazla şeyimiz yok. Gidip katilleri yakalayamayız. Sosyal medyada asıp kessek te bu olayların arkasındaki şebekeyi çıkartamayız.

Ama bazen sıradan insanların yaptıkları sıradan şeyler birikince sıradışı hale gelir. Gandhi, İngiltere’nin yüzyıllar süren Hindistan sömürgesini bir tek kurşun atmayarak yıktı. Satyagraha, ya da bizim dilimize uyarlandığı şekliyle pasif direniş (ya da sivil itaatsizlik), kendini koyvermeden, koşullara ve adaletsizliğe teslim olmadan şiddetsiz şekilde yapılan barışçıl eylemlerin bütünüydü. Aynı stratejiyi daha sonra ABD’de Martin Luther King kullandı.

Bir düşünün, bizden ne isteniyor? Çünkü sadece sizden ne isteniyorsa, barışçıl biçimde tam tersini yaparak ve çevrenizdekilere yaptırarak yenebilirsiniz terörü.

Bizden terörden korkmamızı istiyorlar, o halde korkmayacağız.
Ülkeyi “sen, ben, o, biz, siz, onlar” diye ayırıyorlar. Karşı komşumuzun, okul arkadaşımızın, meslektaşımızın “bizden” olmadığına inanmamızı istiyorlar, o halde gidip onları kucaklayacağız.
Bu olayların kaçınılmaz olduğuna, önceden önlenemeyeceğini iddia ediyorlar, tersinin doğru olduğunu bileceğiz.
Seçimlerde oyumuzun değeri olmadığına ikna olmamızı istiyorlar, olmayacağız.

Size çok naif gelebilir. Ama kötüyü ortaya çıkarmanın tek yolu, Gandhi’nin dediği gibi, bazen bilge bir naifliktir.

Birileri bu ülkenin vatandaşlarının koyvermesini istiyor. Madem öyle, biz koyvermeyecek, gidip oy vereceğiz.

Umudun Cesareti

Umudun Cesareti

Orjinal yazı : HaberinAdresi.com

Son yazımı yazdığımdan bu yana, hayırlı ve ailevi nedenlerden ötürü biraz ara vermek zorunda kaldım. Umarım bu köşeyi düzenli takip edenler varsa fazla kusura bakmamışlardır.
ABD Başkanı Barack Obama’nın daha senatörken yazdığı kitabının adıdır; umudun cesareti. Geleceğe dair umudunuz varsa daha cesur olursunuz. Umudun bittiği yerde, yaşadığınız topraklarda çocuklarınızın geleceğini kurma cesaretiniz de biter, sonrasını hepimiz biliyoruz.
Continue reading “Umudun Cesareti”