Kaliteli Zamanlar Yaratmak

Kaliteli Zamanlar Yaratmak

Orjinali : SignalVsNoise by @dhh

“Nasıl hepsini sığdırıyorsun” bana sürekli olarak sorulan bir soru. Genellikle bir tür sırrım olduğuna dair bir alt ton ile birlikte soruluyor. Bir hile. Geceleri 5 saat uyumak mı? Aylarca günde 12 saat çalışmak mı? Ne? Continue reading “Kaliteli Zamanlar Yaratmak”

Reklamlar

İnsanların İstediği Bir Ürün / Hizmet Yarat

İnsanların İstediği Bir Ürün / Hizmet Yarat

Orjinal Yazı : HaberinAdresi.com

Yazının başlığı, ABD’nin ünlü girişim hızlandırma programı Y Combinator’un orjinali “make something people want” olan cümlesinden alıntı.

Bugünkü yazım, aslında tümüyle girişimlerin neden başarısız olduğu / olabileceği üzerine.

Kullanıcıların severek kullandığı bir ürün veya hizmeti ortaya çıkartmazsanız, başarısızlık kesin. Bugünün başarılı şirketlerini bir düşünün; hepsi erken dönem kullanıcılarının çok sevdiği -o kadar ki başkalarına da bahsettiği- ürünlerle ortaya çıktılar. Bunu beceremezseniz, projeniz çöker. Eğer kendinizi kandırıp sevmedikleri halde kullanıcılarınızın ürününüzü sevdiğine inandırırsanız, projeniz yine de çöker.

Dünyanın girişim mezarlığı, bu basit kuralı pas geçen insanların yarattığı ürün ve hizmetlerle doludur.

Aslında, ilk başta küçük sayıda bir insanın bayıldığı bir ürün çıkartmak, çok fazla sayıda insanın sadece “hoşlandığı” bir ürün çıkartmaktan çok daha iyidir. Toplam pozitif duygu aynı olsa da, ilk senaryoda çok daha fazla kullanıcıya hitap etme olasılığınız uzun dönemde daha da fazla olacaktır.

Bununla birlikte, ülkemizin girişim gücünden faydalanabilmesi için daha fazla sayıda insanın, insanların gerçekten problemlerini çözen ürün ve hizmetleri daha büyük sayılarda ortaya çıkartması gerekli. Bunun illa orjinal olması da gerekmiyor; dünyanın herhangi bir yerinde bir kullanıcı grubunun problemlerini çözen ama bu topraklarda varolmayan işler çok değerli olabilir. YemekSepeti ya da GittiGidiyor’u düşünürseniz, ki bunlar Türk girişim tarihinin en yüksek değerlemelerine sahiptir, ne dediğim daha net anlaşılabilir.

Pek çok insan, karşı karşıya kaldığı riskleri değerlendirmek konusunda süper kötüdür ve bir girişim başlatmak onlara olduğundan çok daha riskli bir işlem gibi gelir. Bu doğru, eğer bir oteller zinciri kuracaksanız! Ama söz gelimi yazılım ya da küçük donanım projeleri bugün devletin hibe olarak sağladığı girişim destekleriyle de başlatılabilir veya ilk aşamalarda sürdürülebilir. Bireysel Katılım Sermayesi Yönetmeliği olarak ta geçen mevzuat ile kişilerin şirketlere yaptıkları melek yatırımların çok önemli bir kısmı vergiden düşülebilmektedir.

En önemli konunun sermaye olduğuna dair ülkemizde yanlış bir algı var. Sermaye önemlidir ama hiçbir zaman harika bir fikrin, harika bir ekibin, harika bir ürünün ve harika bir yönetişimin yerini alamaz, alamıyor.

Fikir bir girişimin ilk aşamasıdır. Birilerinin gerçekten varolan bir sorununu, ticari kar elde edecek şekilde yeni yöntemler veya teknolojiler ile çözmeye karar verdiğiniz zaman girişimci olursunuz. Bu açıdan bakarsanız, mantıcı açmak bir girişimcilik örneği sayılamaz, ama sağlıklı beslenme için internet aracılığı ile salata ve sandviçler satmaya karar verirseniz bu bir girişim olur.

Yazılım geliştirmek tek başına girişimcilik değildir, özellikle o yazılımın dünyada 1000 benzeri varsa ve pazara herhangi bir yenilik getirmiyorsa. Ama çözülmemiş bir sorunu yazılım ile, donanım ile, beşeri kaynaklar ile çözüyorsanız bu girişim olur.

Bunun için hangi ürünü veya hizmeti geliştirdiğinize ve bunu neden yaptığınıza dair kafanızdaki açıklamalar çok berrak olmalıdır. Berrak, sade yanıtlardan söz ediyoruz. Karışık, kompleks girişim fikirleri genellikle iki şeye işaret eder : karmaşık bir zihin veya girişimcinin kendi kendine uydurduğu bir problem. Böylesi bir problem varolmadığı için, karşılığında geliştirilen ürün de hiçbir şeyi çözmeyecek ve doğal olarak başarısız olacaktır.

İkinci soru, kimin çaresiz biçimde bu ürüne ihtiyacı olduğudur. En iyi senaryoda, girişimciler kendi sorunlarını çözecek bir ürün geliştirir ve daha sonra bunu yaygınlaştırırlar. İkinici senaryoda, hedef kullanıcınızı olağanüstü iyi tanıyorsunuzdur.

Daha önceki yazılarda da belirttiğim gibi, eğer bir şirketin ürününü kullanan insanlar varsa ilk soru bu sayının ne kadar hızla büyüdüğü olur. Eğer kullanıcılar yoksa, fikri test etmek için gerekli minimum çabanın ne olduğuna odaklanırsınız. Eğer kullanıcılarınız bireysel müşteriler ise ürünü ortaya çıkartmak işe yarayabilir, eğer kurumsal müşterilere hitap ediyorsanız, ve onlar siz daha ürüne ait tek bir şey yapmadan size bu ürünü geliştirirseniz alacağını yazılı olarak ifade edebiliyorsa doğru yoldasınız demektir.

Aynı zamanda, ürün fikrinizin uzun erimde nasıl kopyalanamaz (tekel) olacağını da düşünmelisiniz. Bir düşünün, internet üzerinde onlarca arama motoru var, neden kişisel bilgilerinizi aldığını bildiğiniz halde Google’ı kullanıyorsunuz? Çünkü onlar taklit edilemeyen teknolojileri ve çevresel hizmetleri ile tekel yarattı. Aynı şeyi Instagram, Whatsapp, Facebook, Microsoft gibi şirketler için de söyleyebiliriz. Uzun erimde diğer şirketlerin sizin ürününüzü taklit edebilmesini engelleyen bir özelliğe sahipseniz size karada ölüm yok demektir.

Türevlerden ziyade yeni şeyler daha iyidir. Büyük şirketler başlangıç aşamalarında problemi çözme konusunda genellikle en yakın rakiplerinden 10x daha iyi, yepyeni ve zor taklit edilebilir bir çözüm getirir ve şirketi bunun üzerine inşa eder.

Ama tüm bunların temelinde, aynı sihirli sözler yatar. İnsanların gerçekten sevdiği bir ürününüz yoksa, başarısız olursunuz.

Teknolojinin Yeni Dönüşüm Cephesi : Tıp

Teknolojinin Yeni Dönüşüm Cephesi : Tıp

Orjinal Yazı : HaberinAdresi.com

Tüm mitolojilerde, tanrıların en büyük yeteneği yaşam vermektir : hasta olanı iyileştirmek ve yaşamı uzatabilmek. İnançlı bir insansanız eğer, dualarınızda Allah’a yakarırken muhtelemen kendiniz ve yakınlarınız için sıhhat ve hastalıklara karşı şifa diliyorsunuzdur…

Yaşamı uzatmak ve yaşlılık nedeniyle gerçekleşecek ölümü erteleyebilmek, tıbbın ilahi yetke ile kesiştiği alanlardan bir tanesi. Hangi hastalıklara sahip olabileceğimizi bilsek nasıl olurdu? Eğer herşey normal akışında ilerlerse, kaç yaşında öleceğimizi tahmin edebilir miyiz? Daha da önemlisi, diyelim ki bunu biliyoruz, bilmek ister miydiniz?

Continue reading “Teknolojinin Yeni Dönüşüm Cephesi : Tıp”