Fotoğraf Sanatçısı Kime Denir?

Andreas Gursky, Bahreyn I

Değerli usta Ara Güler’in fikir babalığını yaptığı fotoğraf sanat mıdır, değil midir konusu fotoğraf tartışmalarımızın köşe taşlarından biridir. Ancak bu tartışmayı bir ön kabul ile arkanızda bırakabilirseniz, konuya başka bir açıdan yaklasmak mümkün olabilir.

Galerinin ortasına pisuvar koymanın sanat sayıldığı, insanların dijital enstalasyonlarla birbirlerini anlayıp anlamlandirdigi gunümüzde fotograf, sanat üretimi için kullanılabilecek en önemli dillerden biri haline geldi.

Bununla birlikte gezegenin görsel imgeleminin neredeyse tamamını kendi başına üretiyor olması, insanların görme biçimlerini değiştirmesi ve bunu pazarlamadan tutun da antropolojiye kadar her alanda kullanıma açması fotografı bugün en çok kullandığımız “dil” yapıyor.

Tüm bu kaosun ortasında fotograf dilini bir sanat üretimi için kullanacaksanız işiniz bir kat daha zorlaşıyor. Çünkü fotograf, gerek dijital teknolojinin getirdiği kolaylıklar, gerekse de üretim için gerekli teknik bilginin avamlaşması nedeniyle giriş bariyerleri çok düşük bir üretim alanı.

Haliyle, eline makine alan herkes ucuz ve kısa yoldan “sanatçı” olabiliyor, hemen üretime başlayabiliyor.

Oysa bundan daha net ve açık tanımlamalara ihtiyaç var kendi fotograf dünyamız için, fotoğraf sanatçısı kime denir, bunun yanıtının belki de yeniden verilebilmesi gerekli.

Dolayısıyla, diğer alanlarda daha muğlak olan sanat/sanat değil ayrımının fotoğrafta daha keskin çizgilerle yapılabilmesi; avamlığın fotoğraftan beslenmesinin önünü tıkar belki de..

Fotoğraf sanatçısı kimdir?

Sağduyu sahipleri, bu sorunun yanıtını fotoğraf ile sanat üreten kimse olarak verebilir. Peki fotoğraf ile sanat nasıl üretilir? Üretilir mi?

Tüm dünyada üretilen fotoğraf biçimleri, Andreas Gursky’den David LaChapelle’e, veya Hiroshi Sugimoto’dan Miroslav Tichy’e kadar bize ikinci sorunun yanıtını bütün çıplaklığı ile veriyor. Evet, üretilir.

Hiroshi Sugimoto, Seascapes, Jamaica, 1980

Ancak fotoğrafın sanat olabilmesi için, makinenin arkasındakinin sanatçı olması lazımdır!

Bu nasıl oluyor? İlk olarak, kişinin çevresindeki belirli olaylardan etkilenerek bir dışavurum, kendini ifade ihtiyacı duyması gerekir. Sanat bir ifade aracı ise eğer, ifadeyi oluşturacak kültürel yapının da yerli yerinde olması beklenir. Kültürel yapı bütün pozitif bilimlerde görüldüğü gibi üzere bir felsefesi olan, belirli bir bilgi birikimini imbikten geçirerek süzmüş ve hazmetmiş bir algının ortaya çıkması ile olur.

Bütün sanat yapıtları gibi, bu ifade eylemi de bir kültüre dayanmalıdır. Kültürsüz fotoğraf sanatçısı, bir anlamda müzikten anlamayan şarkıcı gibi olmaktadır…Ülkemizde bu örneklerden bol miktarda görüyoruz zaten.

Tüm bunların üstüne, üretiminde biçimsel bir özgünlük geliştirebilmesi için kendinden öncekilerin (mümkünse kendi topraklarından çıkan) eserlerinin üstüne bir şeyler koyabilecek bir öznel ifade tarzının sanatçı tarafından oluşturulabilmesi gerekir. Sanatçı bu ifade tarzını önce ortaya koyacak, sonra bunu geliştirecektir.

Yani, fotoğraf sanatını uğraşı alanı edinmek isteyen kişinin sıradan bir hobinin ötesinde oturmuş ve canlı bir kültürel altyapıya yaslanması, kendi alanı öncelikli olmak üzere sanat tarihi bilmesi, modern zamanları takip ederek dünyada olup bitenden haberdar olması gerekiyor galiba… Bunun üzerine, bir felsefeye yaslanan özgün bir ifade tarzı eklenirse, kişi sanatçı, ürün de sanat olacaktır.

Tüm bu çabalar, Umberto Eco’nun deyişi ile halen insanoğlunun bilgi edinmek için bildiği en iyi yol olan basılı ürünlerde, yani kitaplarda, sergilerde ve yeni çağa bir selam vermek için DVD’ler ile o konuya özel web sitelerinde kristalize olmalıdır.

Bu işin daha kolay bir yolu yoktur. Örneğin, fotoğraf sitelerinde günün büdüsü seçilmek, milyonlarca fotoğrafın dolaşıma girdiği internette 15 dakikalığına ünlü olmak (bkz.Andy Warhol özdeyişleri) veya bilmem nereden kazanılan (ve de seneye başkasının kazanacağı) ödüller değil , sonunda bıraktığınız kalıcı eserler isminizi yaşatacaktır.

Sanatçı, hangi dalda üretim yaparsa yapsın, gelenek ile yenilik, statüko ile devrim diyalektiğinde taraftır. Gerektiğinde geleneği yıkmasını ve statükonun üzerine basıp geçmesini bilmelidir.. İnsanlık tarihindeki tüm ilerlemeler bu şekilde olmuştur.

Okuduğunuz için teşekkürler…

Utku